Joel on Software

Joel on Software   Joel'den Yazılım Üzerine

 

Diğer Türkçe "Joel on Software" makaleleri

Diğer İngilizce "Joel on Software" makaleleri

Yazara e-posta gönderin (Sadece İngilizce)

 

Programcı Bulamıyorum Demekle Nee Kastediyooorsuun?


Joel Spolsky
Serkan Utku Öztürk tarafından çevrilmiştir
15 Haziran 2000, Perşembe

Bugünlerde, herhangi bir yazılım CEO'suna en büyük problemlerinin ne olduğunu sorsanız eğer, çoğunlukla iyi programcı bulmanın ne kadar zor olduğu konusunda yakınırlar. "Piyasada adam yok", derler. "Kimseyi işe alamıyorum."

Açıkçası, bu çok saçma. Mikroekonomik koşullarda: piyasa açık. Dışarısı, nasıl yapacağınızı biliyorsanız eğer, işe alabileceğiniz yüzlerce binlerce programcıyla dolu. Bu makalenin konusu, "programcının bakış açısından", insan bulma ve onları sizinle çalışmaya ikna etmek üzerine.

Öncelikle, izin verin de sizi biraz harekete geçireyim.

Eğer çevrenizdeki bir Starbucks(büyük bir kahve dükkanı zinciri)'a gidip de eleman arayıp aramadıklarını sorarsanız, size "evet, şu anda n tane açık pozisyonumuz var" derler, n burada "0" veya "4" gibi bir sayıdır. n tane insanı işe alınca, hiç açık pozisyonları kalmaz ve artık daha fazla insanı işe almazlar. Bunun sebebi belirli bir kahve dükkanı için müşteri talebinin sabit olmasıdır. Kuyrukların uzayıp da insanların dışarı kaçmaması için, bu talebi karşılamaya yetecek sayıda çalışanınız olmak zorundadır. Fakat bu noktadan sonra, daha fazla kişiyi işe almak gereksizdir.

Fakat yazılım şirketleri için, durum böyle değildir. Müşterinin talebi, sizin kaç tane problemi çözebildiğiniz, ürününüzün kalitesi, ve bu ürünün müşterinin potansiyel ihtiyaçlarının ne kadarına cevap verebildiğiyle direk ilgilidir. Yeni bir programcıyı işe almak; yeni özellikler eklemek, kodu iyileştirip hatalarını ayıklamak, dosya formatı çeviricileri hazırlamak, ve daha fazla müşteri çekecek şeyleri yapmak anlamına gelir. Bu yüzden ziyaret ettiğim hemen hemen her yazılım şirketi ya da internet start-up'ının "alabileceğimiz kaliteli her teknik elemanı alacağız" gibi bir politikaları vardır.(Bununla ilgili bir makale yazmıştım, buradan okuyabilirsiniz.)

Şimdi, biraz mikroekonomiyi gözden geçirelim. Serbest piyasada, aksiyomatik olarak piyasa her zaman haklıdır. Teknik bir terim olarak bunun anlamı; herhangi bir kişi malını satmaya çalışıyorken piyasa fiyatını kabul etmeye razıysa, malını satabilir, ve eğer piyasa fiyatını ödemeye hazırsa, bu malı alabilir. Bu sadece iki tarafın da piyasa fiyatını kabul etmeleri olayıdır.

Sorun, insanların piyasa fiyatları konusunda gerçekçi olmamaları ile başlar. Çevremde 2 yatak odası ve 2 banyodan oluşan bir apartman dairesi aşağı yukarı 500.000$ civarında. Buna inanan satıcılar, evlerini bu fiyattan satabilirler. Buna güvenmeyip de evlerini 800.000$'dan satışa çıkaran satıcılar da sebebini bilmeden evlerini yıllarca satamadan beklerler.

New York City'de üst seviyedeki bir web geliştirme firmasında danışmanlık bazlı çalışan, üst seviye bir web programcısı, saatine 250$ fiyat isteyecektir. Bu fiyatı kabul edenler, web sitelerini inşa etmeleri için danışmanlık firmalarına iş verecekler, bu fiyatı kabul etmeyenler de neden kimseye iş veremediklerini anlamayacaklardır.

Bir programcıyı, eğer piyasa fiyatlarında ya da üstünde ödemeye razıysanız, işe alabilirsiniz. Geçtiğimiz bahar, bir Teksas firması Yale Daily News and Harvard Crimson gazetelerinde "Son sınıf öğrencileri dikkat: En iyi 5 bilgisayar bilimleri öğrencisini işe alacağız, ve onlara yıllık 200.000$ maaş ve bir BMW vereceğiz." yazılı tam sayfa ilanlar verdiler. Bu fiyat şu anda bu okul mezunlarına verilen ortalamanın(65.000$ civarı) çok üstündeydi, ama eminim ki şirket o pozisyonların hepsini doldurmuştur.

"Peki, ortalamanın bu kadar üstünde ödemeye razıysam, insanları işe alabilirim. Ama yılda 200.000$ savurmadan bu insanları nasıl işe alabilirim?" diyorsunuz.

Aha! Biz de tam bu konuya gelmiştik. İşin sırrı şu: para herkes için bir numaralı motivasyon aracı değil, ve hatta çoğu insanın göz önünde tuttukları şeylerin ilk sırasında yeralmıyor. Daha mühim şeyler vardır, neyse ki, bunların bir çoğu paradan daha kolaydır. Bir sonraki sır ise; piyasa fiyatını, insanları heyecanlandıracak parasal olmayan kazançlar kullanarak, gücünüzün yetebildiği seviyeye nasıl çekebilirsiniz?

Programcılara "verebileceğiniz" bir yığın değişik şey var, mesela, emek harcamaya değer bir şey üzerinde çalıştıkları duygusunu verebilirsiniz, bu bir çok insan için nakit değerindedir ve bu sayede ödeyeceğiniz miktarı azalmış olur.

Julia Roberts'e severim. Ve en çok da Erin Brockovich filminde bir sinir krizi geçirirken

"Bu benim işim! alınterim! çocuklarımdan uzak kaldığım zamanım! Eğer bu kişisel değilse, nedir bilmiyorum!"

derken sevdim.

Ve insanların sizinle çalışmak istemesini sağlayacak anahtar: İnsanların ayakta oldukları vaktin çoğunu işte geçirdiklerini anlamalısınız. İnsanlar bunu kişisel olarak algılarlar, ve emekli olduklarında harcayacakları üç kuruş ekstra para için kariyerleri boyunca ıstırap çekmeye razı olmazlar. İş ödüllendirici ve memnuniyet verici olmalıdır. İnsanları ödüllendiren ve memnun eden işler yapmak, insanları çekmenin en önemli parçasıdır.

İnsanları işe almak için 3 parçadan oluşan bir yöntem önereceğim:

  1. Çalışma ortamını cazip hale getirin,
  2. Engelleri kaldırın, ve
  3. Parasal ederlerinden daha değerli kazançlar sağlayın.

1. Çalışma ortamını cazip hale getirin

Bisiklet gezimi tamamladıktan sonra, biri AT&T, diğeri de Viacom olmak üzere New York City'de bir kaç değişik işe başvurdum. Maaşlar aşağı yukarı aynıydı. Ama kendimi bir şey üzerinde düşünmekten alamadım: AT&T ofisleri, 1930 bürokrasisini anımsatan, karanlık ve soluk taş devri ofisleriydi. İnsanlar, mantar gibi görünmeye başlamıştı. Kübiklerde yırtılmış Dilbert karikatürleri vardı.(Bir numaralı uyarı işareti.) Mobilyalar dökülüyordu. Tam anlamıyla berbattı. Fakat Viacom ofisleri, avukat bürolarını anımsatan hoş, aydınlık, modern ve canlı bir binadaydı. Temiz, yeni ve samimiydi. Kararımı verirken daha sağlam konular üzerinde düşünmem gerektiğini biliyordum, ama günlerimi AT&T zindanlarında çalışarak harcamanın ne kadar tatsız olacağı düşüncesinden kurtulamıyordum.

Bana, Microsof'ta çalışırken, EDS'ye yaptığım bir ziyareti hatırlattı. EDS modern, temiz ve iyi ışık alan ofislere sahipti ama bir kübik denizinden ibaretti. Çalışma alanının herhangi bir şekilde kişiselleştirilmesi yasaklanmıştı. Florasan lambalar her yerdeydi. Pencereler sadece müdürler içindi. Eğer Office Space filmini gördüyseniz, ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Binadan ayrılırken Microsoft'taki iş arkadaşlarıma, "Eğer buna benzer bir yerde çalışmak zorunda kalırsam, sabahları işe gitmeden önce iki saat ağlarım." dedim.

Hoş ve çekici bir çalışma alanı yaratmak için yapabileceklerinizin kocaman bir listesi var. İnsanlar zamanlarının çoğunu işte geçirdikleri için, onları dilbertvari bir kübik çiftlik yerine güzel bir mekan istedikleri için suçlayamazsınız. Bir üniversite hocasını ya da bir avukatın ofisini düşünün. Gürültüsüz mü? İnsanların kendi başlarına kalabilecekleri yeteri kadar alan var mı? Çalışma alanı Fas'ta bir pazar yerini mi, yoksa Princeton'daki İngilizce departmanını andırıyor? Gün ışığı var mı? Yoksa sadece florasan lambalar mı aydınlatıyor?

Kübikler, kötü çalışma ortamlarının simgesi hale gelirken, hala bunları üreten şirketlerin yüzsüzce bunların verimli, üretken, ve hoş olduklarını savunmaları şaşırtıcı bir şey. Peopleware, bunu "defalarca tekrarlanan iddialarla yalan söylemek" diye adlandırıyor.

Kendinizi işe başvuranların yerine koyun. 1 numaralı şirketin, size bir grup masanın itiş kakış bir biçimde yerleştirildiği, bir sürü pazarlamacı adamın programcıların yanında bağıra çağıra telefonda konuştuğu, ve maço kılıklı satışçıların yavan espriler yaptığı kalabalık bir oda gösterdiğini düşünün." Bu kübiği, Alacaklılar Hesabı'ndan Doris ile beraber kullanacaksın." Doris de at kişnemesine benzer, tiz bir sesi olan, hatırlatıcı notlarını kübiğin duvarına iğneleyen biri. Yarım boy yükseklğindeki kübik, tamamiyle iyi çalışmayan bir florasanla aydınlatılıyor.

2 numaralı şirket ise sessiz bir holden geçerek ulaştığınız, gün ışığı alan, penceresi, kocaman bitkileri, kapatabileceğiniz bir kapısı, hoş Aeron sandalyeleri olan, mutfaktaki espresso makinesinden taze kahve kokusu yükselen bir ofis gösteriyor ve Ansel Adams, "işte, ofisin bu olacak" diyor. Sıcak havalarda, öğle yemeği için bir teras, ve akşamüstü çayları için bir salonu var. Doris hiçbir yerde görülmüyor.

Geri kalan herşey birbirinin aynısı, siz hangi işi tercih ederdiniz?

Her çeşit dış faktöre dayanarak ani kararlara varmak, insanın doğasında vardır. Size mülakata için geldiklerinde, yolunda gitmeyen herhangi bir şey hissederlerse, sizin için çalışmayacaklardır. İlk izlenimin önemi çok büyüktür. Lobide bulunan pınar; Cola gibi ucuz içeceklerin yanında Snapple and Perrier ile dolu mutfak -- önemsiz gibi durur ama etki yaratır.

2. Engelleri kaldırın

İnsanların sizin için çalışmayı istemelerini engelleyen şeylerin listesini yapın ve bunları çözmek için yaratıcı çözümler üretin.

Öncelikle, işe alım departmanınızın bir engel olmasını durdurun. Adayları unutan, onları geri aramayan, organize olmamış işe alımcılarla dolu o kadar çok şirket gördüm ki artık sayısını hatırlamıyorum. Son işverenimin, bana bir teklif yapmaları için yaptığım ilk temastan sonra, geri dönmesi 3 ay sürdü. Böyle bir şeyin özrü olamaz.

Anlamadığım bir diğer konu ise, insanların adaylara "hayır, teşekkürler" demek için neden bu kadar sıkıntı çektiği. İnanmayacaksınız, o kadar çok şirket biliyorum ki adaylara bir şey söylemektense, adayların "kendilerinin anlamasını" umuyorlar. Bunu, bu işe adanmış, tek yapacağı günde 93 kere "Hayır, teşekkürler" demekten ibaret olan işe alım ekibi olduğu halde yapan şirketler bile var.

Bir aday size başvurduğunda, bir an önce bir mülakat ayarlamalısınız. Mülakattan sonra, anında adaya kesin bir evet ya da hayır cevabı vermelisiniz. Eğer referanslar için beklemeniz gerekiyorsa, bunu bir ya da iki gün içinde halledip, adayı bu konuda bilgilendirmelisiniz.

Daha sonra, nelerin adayları kaygılandırdığını bulun. Amerika'da, ortak problemlerden biri başka ülkelerden gelenlere çalışma izni sağlamaktır. İyi bir göçmen avukatı tutun ve tüm masrafları ödeyin.

Bazı piyasalarda, özellikle Silikon Vadisinde ve New York City'de, barınacak yer konusu insanı çıldırtır. Apartman daireleri saçmalık derecesinde pahalıdır, ve emlakçılar da üçkağıtçıdır. Bu insanları kaygılandırır. Bu problemi onlar için çözün: Onlara, yeni bir daire bulana kadar bir kaç ay geçici olarak kalabilecekleri, mobilyalı bir yer önerin. Ev bulabilmeleri için yerel bir emlak uzmanı ile anlaşın -- güvenebileceğiniz, sadece güzel apartman daireleri gösterecek biri olsun, ve tüm danışmanlık masraflarını ödeyin.

Korktukları diğer konular neler? Çocuklar için yeni bir okul mu? Eşleri için yeni bir iş mi? Yaratıcılıkla, bunların hepsinin çözümüne yardımcı olabilirsiniz. Bu işleri halletmek için taşınma konusunda uzman kişilerle anlaşabilirsiniz (ama bu işler konusunda iyi olduklarına emin olun, yoksa yarardan çok zararları dokunur.)

Avrupa'da çalışmış birini işe almak mı istiyorsunuz? Muhtemelen, senede 6 hafta ücretli izne alışıktırlar. Buna uyun. Birine üç hafta yerine altı hafta izin kullandırmak, yaklaşık olarak %6 daha fazla maaş ödemek demektir. Gezmeyi seven, aileleriyle kumsalda haftalarca vakit geçirmekten hoşlanan çoğu insan, az maaşa karşılık çok izne sahip olmaktan memnunluk duyarlar, ve daha üretken olurlar.

3. Parasal ederlerinden daha değerli kazançlar sağlayın

Herhangi bir telefon şirketinden, kendi servislerine geçiş yaptığınız takdirde 50$'lık indirime hak kazanacaksınız diyen bir junk mail aldınız mı?

Bir çok insan 50$'lık bir indirimin 50$ değerinde olduğunu düşünür. Hayır. Değeri 25$'dır.

Ticaret fuarında bedava dağıtılan tişörtlerden aldınız mı?

Çoğu insan, Gap'ta bu fiyattan satıldıkları için, bu tişörtlerin değerinin 15$ olduğunu düşünür. Hayır. Değeri yaklaşık 50 cent'tir.

Çalışanlarınıza verebileceğiniz, ederlerinden daha değerli bir yığın şey vardır. Hemen hemen her yazılım şirketinde ücretsiz içecekler bulunur. Silikon Vadisinde, masajlar revaçtadır. Çalışanlarının kullanması için plaj ve kayak evleri kuran bir danışmanlık şirketi bile duydum. Microsoft, hemen hemen her binada espresso servisi yapan arabalar sağlar. Google, öğle ve akşam yemekleri yapan gurme aşçıbaşına sahiptir. Sağlık kulübü üyeliği, tüm çalışanlarınıza sağladığınız takdirde, düşündüğünüzden çok daha az tutar, çünkü çok az bir kısmı bu üyelikten tamamiyle yararlanır.

Tüm Microsoft yöneticilerinin, uygun yerde kullanılmak üzere ayrılmış bir moral bütçesi vardır. Ne zaman bir Uzay Yolu filmi gelse, Microsoft o akşamüstü tüm sinemayı kiralar, ve tüm şirketi topluca sinemaya götürür. Sinema salonları genelde akşamüstüleri boştur, ve bu size düşündüğünüzden çok daha aza malolur.

İnsanlara, onlara ne kadar önem verdiğinizi göstermek için ne yapabileceğinizi düşünün. İşte size bir örnek: "İşi aldınız" demek için birini aradınız, ve eğer organize olduysanız, Büyük Patron'dan alınan, üzerinde 100$ - 105$ yazılı bir post-it parmağınızda duruyor. Bu post-it, ona 100.000$ önereceğinizi, ama anlaşmaya yanaşmazsa, 105$'a kadar arttırabileceğinizi hatırlatmak için. Şimdi adayı aradığınızı ve 100$ önerdiğinizi hayal edin. Aday kabul etti. Harika! Şirketi senede 5.000$'dan kurtardınız.

Aman Tanrım. Büyük bir mebla. Senede 5000$. Bir gün bekleyin, ve tekrar arayın ve "Biliyorum 100$'ı kabul ettin, fakat biz senin ücretini 105$ yapmaya karar verdik." deyin.

Aha. Artık arkanıza yaslanın ve karşılıklılık ilkesinin işleyişini izleyin. Hizmetinin "makul" fiyatının 100$ olduğunda anlaştıktan sonra, 5$ da ekstra hediye verirseniz, o da bunun karşılığını ödemek için kendisini daha mecbur hissedecektir. Bu insanın doğasında vardır. Bu onu başka bir işi kabul etmekten alıkoyacaktır. (Eğer karşılıklılık ilkesi hakkında bir şey duymadıysanız, Cialdini okuyun.)

Ve daha sonra, çalışanları cezbedecek, masraf gerektirmeyen şeyler üzerine düşünün. İnsanlara yetki verin. Zeki insanlarla çalışsınlar ve en iyisinden öğrensinler. Heyecan uyandıran bir projede çalışsınlar. Öğrenmeye devam ettiklerinden emin olun, her zaman yeni bir şeylerle uğraşsınlar, hep aynı eski şeylere takılmasınlar. Sağlıklı bir çalışma ortamı yaratmak için yazdığım makalelere bakın. Peopleware'i okuyun ve herkesin de okumasını sağlayın.



Bu makalenin orijinali İngilizce olarak Whaddaya Mean, You Can't Find Programmers? başlığıyla yayımlanmıştır. 

Joel Spolski, New York şehrinde küçük bir yazılım şirketi olan Fog Creek Software'in kurucusudur. Yale Üniversitesi'nden mezun olmuş, ve programcı ve yönetici olarak Microsoft, Viacom ve Juno'da çalışmıştır.


Bu sayfaların içeriği tek bir kişinin görüşlerini yansıtır.
Her hakkı mahfuzdur. Bu sitenin bütün içeriğinin telif hakkı Joel Spolski'ye aittir. Copyright ©1999-2005

FogBUGZ | CityDesk | Fog Creek Software | Joel Spolsky